Atatürk’ün ebediyete intikal edişinin 71. yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde, Üniversitemiz Atatürk Kültür Merkezi’nde “Atatürk’ü Anma Programı” düzenlendi. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan anma töreninde, “Atatürk” konulu kısa film gösterimi gerçekleştirildi.
Anma töreninde konuşan, Üniversitemiz Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdurrahman Kadayıfçı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluşu ve kuruluşu insanlık tarihinin en önemli destanlarından birisi olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Kadayıfçı, “Atatürk bu destanı gerçekleştirmiş ve önderlik etmiştir. Cumhuriyet’in kuruluşundan sonraki on beş yıl sürede de yine bir çok millete örnek olacak bir kalkınma hamlesiyle de tükenmek üzere olan bir ulustan yepyeni, dinamik bir devlet ve millet oluşmuştur. Acaba Atatürk’ün aramızdan ayrılışından sonra bizler O’nun fikirlerine, özellikle milliyetçilik ve vatan sevgisine aynı ölçüde sadık kalarak, yapmamız gerekenleri yapabildik mi? Olmamız gereken noktalara ulaşabildik mi?” diye konuştu.
Milliyetçiliğin her ulusa göre standart bir tanımı olmadığını söyleyen Prof. Dr. Kayadıfçı, “Bizim için milliyetçilik, Atatürk ilkeleri ve Türk inkılâbının temel ilkelerinden biridir. Millet gerçeğinden hareket eden bir fikir akımıdır. Türk milletinin kaderini tayin eden bir yüce ülkü ve milleti huzur ve refaha yönelten güçlü bir bağdır. Herkesin mensup olduğu milleti sevmesi ve onu yüceltmeye çalışmasıdır. Milliyetçiliğin en temel unsurlarından birisi o milletin düzeltilmeye çalışılması ve giderek yükseltilmesidir. Tarihin gelişim süreci içerisinde iki tür milliyetçilik akımı olduğunu görüyoruz. Öncelikle objektif milliyetçilik daha çok din, dil ve ırk milliyetçiliği üzerinde durmuştur. Ancak 19. yüzyıldı din ve ırk birliğinin milletleri bir arada tutmakta yeterli olmadığını görülmüştür. Sadece aynı dinden olmak ümmetçilik, sadece aynı ırktan olmaksa tek başına bir anlam ifade etmemiştir” diyerek, tarihte onlarca Arap devlet varken, bunların hiçbir zaman tek bir millet yapısına kavuştuğunu göremiyoruz ifadesinde bulundu.
Kadayıfçı, “Obejektif millet anlayışının ulusları bir arada tutmaya yeterli olmadığının görülmesi üzerine subjektif millet anlayışı ortaya konulmuştur. Bu anlayışta, ortak kültür, birlikte yaşama arzusu ve duygu birlikteliği hakim olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda tabi ki, objektif kriterleri tamamen göz ardı etmek, özellikle dil birliğini mümkün değildir. Ancak bunun üzerine subjektif faktörlerin oluşması esas olarak millet olgusunu bir araya getirmektedir” diye konuştu.


